|
Huzur Veren
Sözler

* İnsan, seveceği kimseyi iyi
seçmeli, ona göre sevmeli...
* Mahlûkâtın yaratılmasına sebep olan,
muhabbet sıfatıdır.
* Müslümanların, Allah adamlarının yüzüne
bakmak ibadettir, sevaptır.
* Kalbleri temizlemenin ilacı, Allah'ın
dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalbler
temizlenir.
* Eshâb-ı Kirâm mevlid geceleri
toplanırlar, bu halleri konuşurlardı. Tabiin de böyle yapardı. Vehhâbîler
mevlide bid'at diyorlar, halbuki sünnetdir, çok sevabdır. Evliyânın
büyükleri hep mevlid okurlardı. Hasen-i Basri, Tabiinin en büyüğü idi,
mevlid okurdu. Cüneydi Bağdadî seyyid-üt taifedir. O da okurdu. Yalnız
mevlidi parayla ve harâm yerlerde okumak günâhtır.
* İman
ni'metinin şükrünü îfâ etmek içün, hubb-i fillah ile şerefleneceğiz.
Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyeceğiz. Zaten mü'minin kalbini kırmak
haramdır.
* Allahü teâlânın bütün sıfatları her mahlukta, her
zerrede zuhur etmekte, tecelli etmektedir. Merhamet, ihsan sıfatları
tecelli ettiği gibi, kahır, gadap yapmak sıfatları da tecelli
etmektedir.
* Allahü teâlâ her maddede faide ve zararlar
yaratmıştır. Allahü teâlâ çok merhameteli olduğu için Peygamberler
göndererek herşeyin faidelerini ve zararlarını bildirmiş, faideli şeyleri
yapmayı emretmiş, zararlı şeyleri yasak etmiştir. Bu emirlere farz,
yasaklara haram ve dünya denir. Bu emir ve yasaklara şeriat denir.
Dünyadan sakınınız demek haramlardan sakınınız demektir. Bunu anlamak
lazım. Dünyanın ikinci manası, ölmeden evvelki hayat demektir. Bu
dünyadaki zevklerin, lezzetlerin hiç biri haram değildir. Bunların zararlı
şekilde kullanılmaları haramdır. Faideli olarak kullanılmaları farz veya
sünnettir.
* Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru
ilâhi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra "İste kulum vereyim" diyor.
Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan
dua red olmaz. Alimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir
buyurmuşlar.
* Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve
yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca
bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç
türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle
kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir
olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile
haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime
veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir.
* Kalbin
gıdası ma'rifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır.
*
Evliyâlar da Allahü teâlânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da
dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi
düşmanlara da yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp Evliyanın huzuruna
gelirler, Evliya onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu
gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da der ki, "Bu adam
benim düşman olduğumun farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor."
Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır. Yoksa
düşmanlarla sohbet etmezler, onlara gitmezler, dükkanlarından alış veriş
etmezler. Ancak, onlar gelirse, karşılaşırlarsa ayırt etmezler. Fakat
dostlara giderler, hastasını ziyaret ederler, cenazesine giderler,
düşmanlarınkine gitmezler, ziyafetlerine gitmezler, ama bir bahane
uydururlar. Düşmanlara mümkün olduğu kadar gitmeyeceğiz. Ancak bir
müslimanın hakkını kurtarmak için gidilir.
* Müslümanların, Allah
adamlarının yüzüne bakmak ibadettir, sevaptır.
* Bütün kemâlât ve
faziletler büyüklerin sohbetindedir. Onların sohbeti ele geçti mi, herşey
ele geçmiş demektir.
* Her şeyin yenisi makbuldür, iki şeyin eskisi
makbuldür. Biri muhabbettir. Biri de ahbab.
* Alimlerin
zineti, bilmiyorum demektir. Cahiller, atar atar söyler. Alim, her
kelimeden korkar, vesika bulmadan söyleyemez.
* Kalbe Allah
sevgisini yerleşdirmek için, kalbden dünyânın, mahlûkların sevgisini
çıkarmak lâzımdır. Bunun için, hiçbir mahlûku hâtırlamamalıdır. Bu hâle
(Fenâ-yı kalb) denir. Bunun birinci ilâcı, mürşidin sohbetidir. Sohbet ele
geçmezse, mürşidin kabrini ziyâret etmek ve râbıta
yapmakdır...
* Cennetin kapısı imandır. İmanı olan cennete
gider. Zulüm ile ölen kâfir cennete gitmez.
* Üstâdına, kötü söz
söyleyen birini seven, köpekden daha aşağıdır.
* Bir kimse kendi
kafasından tefsir yazmağa, mânâ vermeğe kalkarsa kâfir olur.
*
Ehl-i sünnet alimlerinin yolundan zerre kadar ayrılanlar cehenneme gider.
Böyle din adamları, din hırsızlarıdır.
* Âlimlerin en kötüleri
kendi kendilerine fetvâ verenler, kendi kendilerine mânâ
verenlerdir.
* İnsanların en iyisi, din adamlarının iyileri,
insanların en kötüsü kötü din adamlarıdır...
* Cennete gidecek olan
fırka, Ehl-i sünnet velcemaatdır. Diğer yetmişiki (72) fırkada olanlar,
kendi kafalarından yol tutanlar, yunan felsefecilerine göre yol tutanlar
cehenneme gidecek...
* Allahü teâlânın sıfatlarından en kıymetlisi
muhabbet sıfatıdır.
* Bütün dünyaya, hidayet, nur, Peygamber
efendimizden geldi. Şimdi de, Peygamber efendimizin varisleriyle
geliyor.
* Evliyânın, salihlerin isminin söylendiği yere rahmet
yağar.
* Birinin binlerce devesi olsa, hepsini dağıtsa, bir namazın
vaktinde kılınması sevâbına yetişemez.
* Hoca mâhir ve müşfik
olursa, talebe zekî ve çalışkan olursa, öğrenilmeyecek hiçbir ilim
yoktur.
* İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki, "Kâbe'ye giderken,
Kâbe'nin sâhibine kavuştum." Yani, Baki-billah hazretlerinin yanında
Allahü teâlâyı tanıdı.
* İstiğfarı çok söylemek lâzım, insan iyi
şey yaparkende günah işleyebilir. Onun için namazdan sonrada istiğfar
söylüyoruz.
* Bir haramı hafif görmek, bu haram olmasaydı, bundan
ne çıkar demek imanı götürür. Meselâ çok büyük günah olan, çok kimsenin
kıymet vermediği, en çok işlenen günah, gıybet... Ben doğru söylüyorum, bu
da günah olur mu dese imanı gider.
* Mâlâyâni ile uğraşana selam
bile verilmez, boş durmak da mâlâyâni demektir.
* Allahü teâlânın,
insanı en çok sevdiği hal, secdedeki halidir. Onun için büyükler, secdede
çok kalabilmek için beş, yedi, dokuz... onbire kadar
söylerler.
* Bizim kitaplarımız çok kıymetlidir, çünki
pırlanta içine cam parçalarını karıştırmadık.
* Mâlümat-ı Nâfia
risalesi [Faideli Bilgiler], bizim bir numaralı kitabımız. Abdülhakim
efendi hazretlerinin tavsiye ettiği bir kitaptır, onu hepiniz
okuyun.
* Abdülhakim efendi hazretleri, "beni dinleyen kazanır..."
buyurdu.
* İnsan vücudu çok büyük fabrikadır. Vücuddaki herşey bir
sanat eseridir. Allahü teâlâ bunların hepsini, bütün insanlara vermiş.
İnsanlar bunların şükrünü yapmazsa, nankörlük yapmış olur. Allahü teâlâ
insana iman vermiş, habibine ümmet yaratmış, insan bu nimetlere küfran
ederse sonsuz cehennemde kalmak hakkıdır.
* Bir beldede emr-i maruf
yapılmazsa oraya bela gelir. Hak etmeyenler de şehid olur.
*
Kafirler islamiyetin yayılmasına tahammül edemezler. Gayeleri, islamiyeti
ve müslümanları yok etmektir.
* İslamiyetin en büyük düşmanı
ingilizlerdir. Dünyanın her neresinde olursa olsun, islamiyyet aleyhine
bir hareket olursa, biraz karıştırırsanız, altından ingiliz oyunu çıkar. O
kadar sinsidir ki, karıştırmadan belli olmaz.
* Allahü teâlâ
Kur'an-ı kerimi kıyamete kadar korumağı vaad ediyor. Kur'an-ı kerimi
yaksalar da, ayak altına alsalar da ahkâmını yok edemezler. Yalnız adeti
şöyledir ki, her şeyi sebeple yaratır. Mesela; hasta, şifa için dua ederse
ona şurup değil hekim nasip eder. Allahü teâlâ bir kuluna cenneti nasip
etti ise, sebebini gönderir. Nedir sebebi? Mürşid! Mürşid yoksa
kitapları... Sebebi Allahü teâlâ yaratıyor, ama sevdiği kimseleri de
vasıta kılıyor. Kur'an-ı kerimi muhafaza etmenin sebebi de var. Kur'an-ı
kerim iki kısımdır. Biri zâhiri; bedene ait, diğeri batıni; kalbe ait
kısmı. Zahirini korumak için Allahü teâlâ Osmanlıları yarattı. Osmanlılar
şimdi yok ama, kitapları var. İslamiyetin batınını koruyan da
Nakşibendilerdir.
* Şükür demek, bir nimet ne için verilmişse
onun için kullanmaktır. Göz nimetinin şükrünü yapmak için, Allahü teâlânın
bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz.
* Kimse, kendi
rızkını bitirmeden ölmez.
* İslâmiyyetin garib olduğu bir zemânda,
kahhar sıfatının tecellî etdiği bir zemânda, onun dini için, aşk ile,
gayret eden, çalışan insanlara ne mutlu. Ne mutlu onun seçdiği
mücahidlere! O mücahidlerin sınıfında bulunmak, onların arasında bulunmak
se'âdetine kavuşan din kardeşlerime ne mutlu...
* "Yâ Ebâ Hüreyre,
Allahın kullarına, Allahın dinini öğret. Onları öğretmeye giderken
bastığın yere melekler kanatlarını serer. Gökteki melekler, yerdeki
hayvanlar, havadaki kuşlar, denizdeki balıklar senin için düâ ederler.
Kıyâmetde sana öyle bir makam ihsan olunur ki, Peygamberler gıpta eder."
diyor hadîs-i şerîf...
* Sıkıntılar mücahidlerin aşkını, hevesini
arttırır.
* Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir.
Halbuki; nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünki nefs Allah-ü tealanın
düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi
kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile
olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak. Mücahede nefsin istemediği
şeyleri yapmak.
* Îmâna nasıl şükr edilir? Âyet-i kerîmeler bunu
bildiriyor. Diyor ki, "Ey mü'minler, ey îmânla şereflenenler, bu ni'metin
şükrünü ifa edebilmek için birbirinizi seviniz." Bizi bu yola, bu cihâda
sürükleyen îmân ni'metinin şükrünü ifa etmek için hubb-i fillah ile
şerefleneceğiz. Birbirimizi seveceğiz. Birbirimizin kalbini kırmakdan
titreyeceğiz. Zaten mü'minin kalbini kırmak, mü'mini incitmek harâmdır.
Hele böyle mücahid kardeşlerimizi incitmek, hele hele darılmak, münakaşa
etmek; Allah muhafaza etsin.
* Günâhsız insan olmaz; kusursuz insan
olmaz. İşte, biririmizin kusurlarını görmeyeceğiz, iyiliklerini göreceğiz.
Kusurlarımızı afv edeceğiz, hatta ikaz edeceğiz. Zâten münakaşa yasak,
Nasıl olur bir mü'min incitilir efendim.
* Bir mü'minin, bir
mücahid kardeşinin kalbini incitmenin Kâbeyi yedi kerre yıkmakdan daha
günâh olduğunu dinimiz bildiriyor. Onun için, en çok dikkat edeceğimiz
şey; birbirimizin kusurunu afv edeceğiz, sabr edeceğiz. Sabr edenin
gideceği yer neresidir? Peygamber efendimiz, "Cennetdir" buyuruyor. Onun
için, birbirimizi incitirsek dahi, karşıdakinin sabr etmesi lâzımdır. Ona
düâ etmesi lâzım. Müslimânlık budur, kardeşlik budur.
* Muhammed
Ma'sum hazretleri Mektûbât'da buyuruyor ki, "Münakaşa etmeyiniz."
*
Eshâb-ı kirâmdan bir zât diyor ki, "Peygamber efendimiz, Bayram günü
hutbeye çıkıyordu. Merdiven üç basamakdı. Birinci basamağa çıktı. Bir
şeyler söylüyordu. Kulak verdim işitdim. Buyuruyordu ki: (Yâ Rabbi, Sen,
bir kulunu, anasını-babasını gördüğü halde, onların hizmetinde kusur eden,
kalblerini inciten, onların rızasını, düâsını almayanı Cehenneme sok.) Ben
de âmin dedim" buyuruyor. O halde birbirimizi seveceğiz, amma, anamızın,
babamızın da kıymetini bileceğiz, onların rızalarını düâlarını alacağız,
gönüllerini alacağız. Ananın, babanın evladına düâsı, Peygamberlerin
ümmetine düâsı gibidir.
* Allahü teâlâ, bir
isteyene bin veririm buyuruyor.
* Allahü teâlâ kullarına zulmetmez,
onlar sû-i amelleri ile belayı kendileri cezbederler.
* Allahü
teâlâ buyuruyor ki, nefsinize uymayın, nefsiniz bana düşmandır.
*
Allahü teâlâ birçok günahın cezasını ahirete bıraktığı halde, zalimlerin
cezasını dünyada verir.
* Allah yolunda, halis niyyetle hizmet eden
kazanır.
* Cahillik cehenneme götürür.
* Kıyamet günü hesap,
evvela imandan, sonra namazdandır.
* Allahü teâlânın dostları,
Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar. Sıkıntı, elem ve
dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.
* Kim
olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.
* Bilmiyorum diyen 40
belâdan kurtulur...
* Sabır, ferahlamanın anahtarıdır.
*
Dünyada iken, Allahü tealanın dinine hizmet edenler, Allahü tealanın
kullarının müşkillerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde,
kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teala onlarla konuşacak. Onlar
için ne hesap var, ne azap var...
* Allahü teâlâ, hiç bir şeyi
yaratmadan önce Server-i âlem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin
mübârek nûrunu yarattı. Kur'ân-ı kerîminde Peygamber efendimize hitâben;
"Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyruldu. Hadîs-i kudsîde; "Sen
olmasaydın, sen olmasaydın, mahlûkâtı yaratmazdım"
buyrulmuştur.
Îmânın asıl şartı; "Hubb-i fillah, buğd-i fillah"
yâni Allahü teâlânın dostlarını sevmek, düşmanlarını sevmemektir. Bu
olmadıkça hiç bir ibâdet kabûl olmamakta, sâhibinin yüzüne çarpılmaktadır.
Bu sebeble "Âlemlerin efendisini sevmemiz farz olmuş ve O'nun mübârek
muhabbetini kalbimize yerleştirmemiz ve güzel ahlâkıyla ahlâklanmamız emr
edilmiştir".
* Sultana edebsizce hizmet edenin dünyası, Evliyaya
edebsizce hizmet edenin ahireti yıkılır.
* Allahü teâlâ günah
işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır. Siz, günah
işlememeye ve arkadaşlarınızı günahtan korumaya çalışınız.
* İslam
dininde paranın yeri ceptir, kalb değildir. Parayı kalbe koymak, sarayın
ortasına çöp dökmek gibidir.
* Günah işlenmeyen yerde huzur vardır.
Günah işlenirse huzursuzluk başlar.
* Evliyânın yanında bulunan,
dört şeyden istifade eder; merhametinden, cömertliğinden, yumuşaklığından,
güzel huyundan...
* İnsan demek îmân demektir. îmân var, herşey
var, îmân yok hiçbirşey yok.
* Bir şey ne kadar kıymetli ise onun
düşmanı o kadar çoktur. En kıymetli şey: Îmân..! Peki bu imanı nasıl
koruyacağız? Allahü teala buyuruyor ki, "Nimetlerime şükr ederseniz
artırırım". Peki biz iman nimetine nasıl şükr edeceğiz? Birbirimizi
seveceğiz...
* Mürşid-i kâmil demek, Hakk'ı Hak, bâtılı bâtıl bilen
zat demektir. Onlara kavuşanın ve hatta onların sâdık bendelerine,
talebelerine kavuşanın en büyük kârı, Hakk'ı Hakk, batılı batıl
bilmesidir. Bu ise, erişilmesi en zor noktadır. Dünyada en zor şey,
doğruyu bulmaktır.
* Allahü teâlânın sevgili kullarını
tanımak şarttır. Büyükleri inkâr eden her şeyden mahrumdur. Büyükleri
tasdik eden, değil kendisine, yedi sülalesine faydalı olur.
*
Allahü teâlânın sevgili kullarını tanıyan, onlardan istifade etmeye
başlar. Bilse de, bilmese de!... En büyük istifadesi; imanı düzelir, sonra
ibadetleri düzelir, günahlar çirkin gelmeye başlar. Bu, istifade ettiğinin
alâmetidir. Bu istifade ya bizzatihi olur, -en güzeli budur- veyahut da
kitaplarını okumak suretiyle, ruhaniyetlerinden istifade ederek olur.
Veyahut da o büyükleri tanıyan, seven kişilerle arkadaş olunur,
mukallidleriyle beraber bulunulur. Onlarla beraber olan da feyz ve
berekete kavuşur, imanını bi iznillah kurtarır.
* Ümidimiz,
büyüklerin şefaati ve bize sahip çıkmalarıdır. Onların bize sahip çıkması
için, bizim onlara sahip çıkmamız lazımdır. Layık olmak ve âlâka kurmak
lâzım. O âlâka söz dinlemektir. Nasihatlerine uygun
yaşayabilmektir.
* Bir müslüman kardeşinin ismini duvara
yazsalar, oradan geçerken ceketin düğmesini ilikle de geç...
*
Mü'min mü'minle karşılaşınca, yaptığı dua kabul olur.
* Her
geceyi kadir bilin, herkesi hızır bilin, kimin ne olduğu belli
olmaz.
* Allahü teâlâ islam düşmanlarına azap etmekte niye acele
etmiyor diye merak ediliyor. Buraya bir karınca gelse ve bize kafa tutsa
biz onu muhatap kabul eder miyiz? Kainata kıyasla derya yanında damla bile
olmayan bu dünyada, yine dünyaya kıyasla deryada damla olmayan insanı da
Allahü teâlâ muhatap kabul etmiyor. Namaz hariç... Kul Allahü ekber deyip
de namaza durduğunda Allahü teâlâ onu muhatap kabul ediyor.
*
Kur'ân-ı kerim şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis
borudan şifâ gelmez.
* Allahü teala İsa aleyhisselama buyuruyor ki;
yerlerde ve göklerdekilerin amellerini yapsan has kullarımı sevmedikçe,
düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe hiç faydası olmaz. İşin başı bu.
*
Namaz kılanın dünya işi bile ahiret işi sayılır. Namaz kılmayanın ahiret
işi bile dünya sayılır.
* Her ayetin manası bir okyanustur.
Müfessirler bu sonsuz okyanusda inci mercan çıkarırlar. Bozuk olanlar
akrep, yılan, yengeç çıkarır.
* Allahü tealaya daha yakın
olanların bize yardımları daha çok olacaktır. Amma uygun hale gelmek
lazım. Günah işlememek lazım. Büyüklerden feyz almayı bilin. Feyz
yollarını kapatmayın. Büyüklerden feyz devamlı gelir ama kovayı ters
çevirmemek lazım. Kovayı ters çevirirsen feyz alamazsın. Nisan yağmuru
gibi gelir ama kenardan akıp gider. Feyz almaya dikkat edelim. Allahü
tealanın sevgili kulları sağlıklarında iken kınındaki kılıç gibidirler.
Öldüklerinde kınından çıkmış gibi tesirli olurlar.
* Dünya ahiretin
aynası gibidir. Dünya bir aslın görüntüsüdür. Cennetin görüntüsü; hizmet,
abilerin güler yüzü, Cennete götürecek işler... Cehennemin görüntüsü ise;
yapılan kötü işlerdir.
* Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem"
buyurdu ki, (Zemân gelir ki, o zemanın müslümanları, bugün sizin
yaptığınız ibadetlerin onda birini yaparsa, ahirette azabdan kurtulurlar.)
Sebebini sorduklarında, (Çünkü, sizler hayr işlemeğe çok yardımcı
buluyorsunuz. Onlar yardımcı bulamayacakları gibi, çeşitli engellerle de
karşılacacaklardır. Gafiller, cahiller arasında garib kalacaklar)
buyurdu.
* Allahü tealanın, bir kuluna, faideli, güzel işler
yapmağı çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasib etmesi, çok kimsenin
ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teala, kullarına
ıyalim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını
kendi üzerine almışdır. Allahü teala, bu ıyalinden birkaçının rızkları,
nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu
görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsan etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup
da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok talihli, pek bahtiyardır.
Bunun kıymetini bilip, şükr etmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıyaline
hizmet etmeği seadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını, kölelerini
yetiştirmekle öğünmek, akl icabıdır.
* Hastalıkta şifa vardır.
Beden nekadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder.
* Dört
şeyden muhakkak hesap sorulacak: Paranı nerden kazandın, nerde
harcadın? Bedenini nerde kullandın? Ömrünü nasıl geçirdin? İlmini
nerde kullandın?
* Îman, ateş ile insan arasında bir duvardır;
yakmasın diye...
* Gemisiz okyanus geçilmez. Biz İmam-ı A'zâm
hazretlerinin gemisine bindik.
* Allahü teala bir insana iman
verdi, ne ki ona vermedi; iman vermedi, ne ki ona verdi...
* Işık
yokken göremediğimiz gibi, iman da kalbin ışığıdır.
* Kim
istedide vermedi..? İstemesini bilmezsen alamazsın.
* Namaz
kılanlarda hususi bir koku vardır, o koku çıkmaz. Namaz kılmayanlarda bu
koku bulunmaz.
* Namaz kılanlarda bir güzellik vardır. Namaz
kılmayanlarda bu güzellik yoktur. Onlar, kendileri, sun'î olarak güzel
olmağa çalışırlar. Namaz kılanlarda bu tabî olarak vardır.
* Hapse
düşenlerin ekserisi namaz kılmayanlardır.
* Namazda selam verirken
bütün müminlerede verilir, namaz kılmayanlar bundan mahrum kalır.
*
Namaz, başlı başına bir hayattır.
* Men kâne fî kalbihî
Allah muînuhu fiddareyn Allah
Men kâne fî kalbihî
gayrillah ve hasmihü fiddareyn Allah
Bir kimsenin kalbinde Allah
olursa, Allah onun hem bu dünyada , hem ahirette yardımcısı
olur.
Bir kimse nefsi için yapar da, Allah'la alakası olmazsa ona
da Allah iki cihanda da düşman olur.
Eğer Allah için yaparsa,
ihlâsla yaparsa iki cihanda Allah yardım eder, eğer gösteriş için
olursa...
* Söz ile, yazı ile yapılan cihad, topla, tüfekle,
kılıçla yapılan cihaddan daha kıymetlidir.
* Doğmak, ölmenin
alametidir.
* Namaz mü'mine kolay gelir.
* Bir insan ne
kadar alçak gönüllü olursa, onu melekler o kadar yukarı çeker. Ne kadar
kibirli olursa, o kadar aşağı çekerler, yerin dibine geçirirler.
*
Ahirette kurtulmak için, Allahü tealanın emrlerini yapmak ve kullarına
faydalı olmağa çalışmak lazımdır. Bir kitap verilir, birşey
anlatılır...
* Bedenin ibadette, kalbin muhabbetde
olsun..!
* Bahcıvan bir gül için bin diken yetiştirir.
*
Dinin temeli, kötü arkadaştan sakınmak, iyi arkadaş aramaktır.
*
Eden kendine eder.
* En talihsiz insan, insanların itibar ettiği,
fakat Allahü tealanın itibar etmediğidir.
* Gülü seviyorsan
dikenine sarıl...
* İhlas; izzet ve ikbalde iken duyduğun hislerin,
zillete düştüğün zaman değişmemesidir.
* Rabbimizin en büyük
hediyesinin, îmânımız olduğunu unutmayalım.
* Hayat hayaldir.
İyilik yapan da geçti, kötülük yapan da geçti...
* Allahüteala
kendine ulaşan diğer yolları kapatmıştır; biri hariç! O da, Habibinin
kalbine bağlanmaktır. Allahü tealaya ulaşmak için tek kapı vardır. O kapı
Peygamber efendimizin kalbidir.
* Allahü teala kendine yapılan
kötülükleri afv ettiği halde, Habibine yapılanları afv etmiyor.
*
Şehid olarak ölmek için, samimi olarak dua eden, evinde yatakta da ölse
şehid sevabına kavuşur.
* Eti yenen hayvanlar kesilirken hiç acı
duymazlar. İnsan boğazlanırsa acı duyar, dolayısı ile insan eti
haramdır.
* Feyzin gelmesine mâni, dünya menfeatidir.
*
Cömerdin ikramında şifa vardır. Cömertlik sonradan olma olmaz. İnsanın
genlerinde vardır.
* Hanefî mezhebinde, namazdan sonra en kıymetli
ibadet, ilim öğrenmektir. Bir miktar ilim öğrenen, sabaha kadar nafile
ibadet edenden fazla sevab kazanır.
* İki şeyin sevab ölçüsü
bildirilmemiştir; biri oruç, diğeri, iftiraya uyrayıp
sabretmektir.
* Hocasına hizmet ederken yapılan iş, başkalarından
farklı olmalıdır. Eğer fark olmayacaksa, hiç olmazsa o işi yapmağa
giderken koşarak gitmelidir ki, bu kadarlık fark olsun.
* Herkesin
çektiği başının belası, Kendine ait birşey var sanması...
*
Sabır demek, iman demektir. Hastalık günahları döker denir. Hastalık
günahları dökmez efendim. Hasta olunca, Allahü teala insanın üç şeyini
alır: 1- Ağzının tadını alır. 2- Gücünü, kuvvetini alır. 3- Günahlarını
alır. İyileşmeye başlayınca, melekler sorarlar; "Ağzının tadını verelim
mi?" derler. Allahü teala verin buyurur. "Gücünü kuvvetini verelim mi?"
derler. Allahü teala verin buyurur. "Günahlarını da verelim mi?" derler.
"Beni insanlara şikayet etmemişse vermeyin. Beni insanlara şikayet
etmişse, sabr etmemişse verin" buyurur. Günahların afvına sebep olan hasta
olmak değil, hastalığa sabr etmek, şikayet etmemektir.
* Allah
diyen mahrum kalmaz. Allahü teala Dâvud aleyhisselama buyuruyor ki: Kim
arkasını Allah'a dayarsa, ona tuzak kursalar da onu korurum. Allah diyen
mahrum kalmaz.
* İhlas var her şey var, ihlas yok hiçbir şey
yok...
* Allah dürüst tüccarı sever. Eshab-ı kiram ticaret
yaparlarmış. Fakat para kazanmak için değil. Bu sözün sırrına kavuşmak
için.
* Devrân-ı bekâ çû bûdı sahra bî gûzeşt Tılhi ve husi
zişt-û ziba bî gûzeşt Pendaşt sitemger ki sitem bermâkert Dergerdeni
u bemanet û bermâ bî gûzeşt.
İnsan ömrü, dünyanın ömrüne nazaran
sahrada esen bir rüzgar gibidir. Bu çok kısa hayatta acı günler çok oldu,
tatlı günler de çok oldu. Hepsi geçti. Zalim zulüm etti, o da geçti. Amma
mazlumun boynundan geçmedi, boynunda asılı kaldı.
Ahırette
denecek ki: Onlar o zaman güçlüydü, sen zayıftın. Onlardan geçti ama
senden geçmedi. Şimdi sen konuş sen söyle denecek. Mazlumun günahları
alınıp, zulm edene
verilecek.
|